‘Afetsavar Haneler’ projesi ile afet risklerine karşı farkındalık artıyor
İçişleri Bakanlığı Sivil Toplumla İlişkiler Genel Müdürlüğü’nün desteği, İstanbul Valiliği’nin himayesi, Üsküdar Üniversitesi bilimsel danışmanlığı, Ümraniye Kaymakamlığı paydaşlığında ve Tekirdağ Dernekler Federasyonu yürütücülüğünde hayata geçirilen “Afetsavar Haneler Projesi”nin açılış programı gerçekleşti.
Afet risklerinin azaltılması ve toplumsal dayanıklılığın güçlendirilmesini amaçlayan proje; bilgi, beceri ve farkındalık düzeylerini artırmayı hedefliyor. Açılış programında konuşan Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, afetlere karşı en etkili mücadelenin hazırlıkla mümkün olduğunu, hane temelli farkındalığın güçlendirilmesinin afet yönetiminde sürdürülebilir bir model oluşturacağını dile getirdi.
İstanbul Vali Yardımcısı Hasan Gözen, örgütlü toplumların her zaman başarılı olduğunun altını çizerken, AFAD İstanbul İl Müdürü Prof. Dr. Haluk Özener de afet bilinçli toplumlar oluşturması gerekliliğine dikkat çekti.
Üsküdar Üniversitesi Merkez Yerleşke Senato salonunda düzenlenen açılış programına İstanbul Vali Yardımcısı Hasan Gözen, Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, AFAD İl Müdürü Prof. Dr. Haluk Özener, Ümraniye Kaymakamı Yüksel Çelik, Tekirdağ Dernekler Federasyonu Başkanı Yüksel Arslan, Üsküdar Üniversitesi Toplumsal Katkı Koordinatörü Dr. Öğr. Üyesi Nebiye Yaşar ile Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Ayhan Özşahin katıldı.
Projenin akademik danışmanlığını Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, sosyal inovasyon model proje danışmanlığını Toplumsal Katkı Koordinatörü Dr. Öğr. Üyesi Nebiye Yaşar, proje koordinatörlüğünü ise Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Ayhan Özşahin üstleniyor.
Vali Yardımcısı Hasan Gözen: “Örgütlü toplumlar her zaman başarılıdır”
Açılış programında konuşan İstanbul Vali Yardımcısı Hasan Gözen, afet yönetiminde koordinasyon, kurumsal sorumluluk ve bütüncül yaklaşımın önemine değindi.
Gözen; “Afet ülkemizin bir numaralı gündemini oluşturuyor. Ülkemizin değişik bölgelerinde yaşanan depremler, depremlerden sonra ortaya konulan çalışmalar bir bilinç eksikliğinin de olduğunu hissettiriyor. Örgütlü toplumlar her zaman başarılıdır. Dağınık, birbirinden habersiz olduğumuzda yaşayabileceğimiz en ufak hadisede ödediğimiz bedel yüksek oluyor. Dolayısıyla biz afet noktasındaki bilgi birikimimizi ve tecrübemizi kurumsal bir kimliğe büründürüp süreklilik arz edecek şekilde toplumun hizmetine sunmamız gerekiyor. Yerleşim yerlerimizi doğru şekilde belirleyip konutlarımızı ona göre konumlandırmamız gerekiyor.” şeklinde konuştu.
Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Yönetim Üst Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Yuvayı Dişi Kuş Yapar” başlıklı seminer verdi. Tarhan, aile kurumunun psikolojik dayanıklılık ve toplumsal sürdürülebilirlik açısından taşıdığı hayati rolü ele aldı.
Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Eğitimi kılcal damarlarımıza ulaştırabiliriz”
Afetsavar Haneler projesi hakkında değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Nevzat Tarhan; “Bu proje kamu, üniversite ve STK’nın iş birliğiyle olan örnek bir çalışma. Küçük ama içindeki anlam büyük. Eğer bu proje uygun bir şekilde kabul görürse, Gönüllü Afet Elçiliği gibi ailelere dokunabilirsek eğitimi kılcal damarlarımıza ulaştırmış oluruz.” İfadeleriyle sözlerine başladı.
“Krizle en güzel mücadele yöntemi krize hazır olmaktır”
Zihinsel dönüşümün önemine vurgu yapan Tarhan; “Krizle en güzel mücadele yöntemi krize hazır olmaktır. Krize hazır olmak için önce zihinsel olarak hazır olmak gerekiyor. Zihinsel dönüşüm olmadan sosyal dönüşüm olmaz. Toplumsal dönüşüm olmadan da siyasi dönüşüm olmaz. Onun için önceliğimiz zihinsel dönüşüm. Ailede bunu yapacak ilk kişi annedir. Annelik rolünü güçlendirmek gerekiyor. ‘Yuvayı dişi kuş yapar’ sözü bizim kültürümüzde annenin birincil rolüyle çok ilgili bir söz. 0-3 yaş arasında annenin yahut annenin yerine geçen kişinin devamlı güven duygusu vermesi çocuğun beyin gelişimini yüzde 50 oranında etkiliyor. Beyindeki sinirsel devreler daha çok gelişmiş oluyor.” ifadelerini kullandı.
Çocukta temel güven duygusu nasıl oluşur?
Yuva hastalığını tanımlayan Tarhan; “Yuva hastalığı var buna hospitalizasyon deniyor. Cami önüne bırakılan çocuklar var, onlar Türkiye’de az ama artmaya başladı. Onlar yuvalarda aniden ölüyorlar. Çok iyi bakıldığı halde. Yediriliyor, içiriliyor, gelişmiyorlar, aniden ölüyorlar sık sık bakıcı değiştiği için. Bir gün biri çocuğu kucağına alıyor seviyor, bir gün öbürü bakıcı yapıyor. Çocukta temel güven duygusu oluşmuyor. Çocuk ‘Hayat güvenli değil.’ gibi algılıyor. Aynı kişi aynı tarzda dokunursa, o kişinin kokusunu alırsa beynindeki o sinaptik gelişme hızlı bir şekilde oluyor. Böylelikle çocuk dış dünyayı keşfetmeye başlıyor. Yoksa içine kapanıyor, büyüme hormonu salgılamıyor. Büyüme hormonu salgılamayınca da vücut yedirilse bile yemiyor, hayata küsüyor ve ani ölümler ortaya çıkıyor. Çocukta temel güven duygusunun oluşmasında kararlı, tutarlı, devamlı bir anne rolü olması gerekiyor.” şeklinde konuştu.
“Devlet toplumun aklıysa, aile toplumun kalbidir”
Dünyayı bekleyen küresel tehditlere dikkat çeken Tarhan; “Her afette travma sonrası büyüme mümkün. Birincil koruma, önleme. İkincil koruma, riski azaltma. Sonra tedavi yahut afete müdahale. Üçüncüsü de afet sonrası eğitimler, rehabilitasyonlar. Duygusal zekâ ailede gelişiyor. Devlet toplumun aklıysa, aile toplumun kalbidir. Kalbi bozulduğu zaman bütün duygular bozuluyor. Duygular bozulduğu zaman da kaos oluşuyor. Kalpsiz bir toplumu düşünebiliyor musunuz? Duygusuz, bencil bir toplum… Bencil insanların arttığı bir toplumda kalp ölümü vardır, yıkım vardır. Bu çok tehlikeli, şu an küresel bir tehdit bu. Onun için dünya nüfusunda azalmanın, bağımlılığın artmasının, krizin artmasının sebepleri de budur.” dedi.
“Travmalarda zayıf halkalardan kırılma oluyor”
Krizde ilk önce zayıf halkaların koptuğunu dile getiren Tarhan; “Sosyal medyada bir sürü arkadaş var ama sıfır dost var. Daha çok insan var ama daha az insanlık var. Daha büyük televizyonlar var ama daha az kitap okuyoruz. Pahalı saatler var ama hiç vakit yok. Daha fazla kuşku duyuyoruz daha az güveniyoruz. Daha çok hile var daha az dürüstlük görüyoruz. Çok eğlence var az empati yapıyoruz. Daha fazla maddi refah var ama daha az manevi huzura sahibiz. Böyle bir toplumdayız. Kriz paradoksları var. Kriz olduğu zaman bir toplumda ilk önce zayıf halkadan kopmalar olur. Zincirde gerilim olunca nasıl en küçük halkadan koparsa, toplumda da orada olur. Bu travmalarda zayıf halkalardan kırılma oluyor, zincir kopuyor.” ifadelerini kullandı.
“Teşhis yanlışsa tedavi sonuç vermiyor”
Türk aile yapısındaki değişimleri anlatan Tarhan; “Türkiye’de 1994 ile 2016 arasında beş kişilik haneler hızla azalmış, tek kişilik haneler artmış. Aile yapısında yaşanan çarpıcı değişimler tek kişilik hanelerin ve tek ebeveynli ailelerin artışını bize gösteriyor. Hane büyüklüğünün küçülmesi, kırılgan hane sayısında artışı simgeliyor. Normalde doğum oranımızın 2,1 olması lazım şu an 1,5. Bu 20-30 sene sonra nüfusun gözle görülür şekilde azalacağını gösterir. Bu ciddi bir tehlike, aile yılı onun için ilan edildi. Buradaki çözüm evlenmeyi teşvik etmek değil teşhisi bulmak. Teşhis yanlışsa tedavi sonuç vermiyor. Kısa vadeli teşhisler yerine orta-uzun vadeli gerçek teşhise göre gidilmesi gerekiyor. Evlilik hızı yüzde 1,6 artmış, boşanma hızı yüzde 54 artmış. Kültürel bir kriz yaşıyoruz. Bunun sebebini bulmak önemli.” şeklinde konuştu.
“Sorgulayan kişi hakikati bulur”
Anne babaların demokratik olması gerektiğini belirten Tarhan; “Demokrat ebeveynlik çok önemli. Bizim klasik ebeveynliğimiz otokrat ebeveynlik. Geçti bu dönem. Çocuklar sorguluyor, sorgulayan kişi hakikati bulur. Hakikate güvenen insan niye sorgulamadan korksun ki? Demokrasi demek eleştirilebilirlik, özgürlükçülük, çoğulculuk, katılımcılık demektir. Annenin babanın görevi çocuklara uyarı vazifesi. Zorla iyi ve güzel yapmak mümkün değil, tam tersi böyle olunca düşman çocuklar ortaya çıkıyor. Burada etkin dinleme ve aile içi oturumlar yapmak çok önemli.” diyerek sözlerini sonlandırdı.
![]()
Prof. Dr. Haluk Özener: “Afet bilinçli toplumlar oluşturmamız lazım”
AFAD İstanbul İl Müdürü Prof. Dr. Haluk Özener, afet risklerinin azaltılmasında hane bazlı farkındalığın güçlendirilmesi, bireysel hazırlığın kurumsal planlamayla bütünleştirilmesi gerektiğini ifade etti. Özener; “Afetlere dirençli toplum, afet kültürü çok önemli. Doğa olaylarını engelleme şansımız yok ama bu olayları afete dönüştürmeme şansımız var. Bunların başında risk azaltma geliyor. Risk azaltmanın içine eğitimi de koyabiliriz. Herkesin bu konuda bir araya gelmesi lazım. Afet konusunda bir araya gelip ve en ufak bir katkı koyan herkesin başımızın üstünde yeri var. Bunu görüyoruz gerçekten bu konuda çok ciddi bir çaba var. Asrın felaketinden sonra dünya üzerinde kolay başa çıkılamayacak bir afette yapılan afet sonrası müdahale ve iyileştirme çabaları takdire şayan. Biz bundan sonra kendimizi risk azaltma ve eğitim konusunda güçlendireceğiz. Afet bilinçli toplumlar oluşturmamız lazım.” dedi.
![]()
Sürdürülebilir afet yönetimi modelinin önemi vurgulandı
Tekirdağ Dernekler Federasyonu Başkanı Yüksel Arslan, STK’ların afetlere hazırlıktaki kritik rolüne dikkat çekerken, Ümraniye Kaymakamı Yüksel Çelik da kamu, üniversite ve sivil toplum iş birliğiyle geliştirilen yerel ve sürdürülebilir afet yönetimi modellerinin önemini vurguladı. Çelik; “Bu projenin hayırlı olmasını temenni ediyorum. Ülkemiz bir afet ülkesi, İstanbul da afet riski barındıran en önemli şehirlerimizden bir tanesi. Özellikle bu projenin farkındalık ve bilinç oluşturma anlamında önemli katkılar sağlayacağını düşünüyorum.” ifadelerini kullandı.
![]()
Proje sunumu yapıldı
Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Ayhan Özşahin, aile temelli koruyucu sağlık yaklaşımı çerçevesinde afetlere hazırlığın bilimsel boyutunu ele alarak, Afetsavar Haneler proje sunumunu gerçekleştirdi.
Afete hazırlık sürecinin kritik rolüne dikkat çekildi
Programın açılış konuşmasını yapan Tekirdağ Dernekler Federasyonu Başkanı Yüksel Arslan, sivil toplum kuruluşlarının afetlere hazırlık sürecindeki kritik rolüne ve yerel dayanışma ağlarının toplumsal direnç üzerindeki belirleyici etkisine dikkat çekti.