2050’ye hazırlanan mimarlıkta yaşam boyu kullanılabilir mekânlar öne çıkıyor
Mimarlık ve iç mimarlık dünyasında, kullanıcı odaklı tasarım anlayışı yerini daha kapsayıcı ve sürdürülebilir yaklaşımlara bırakıyor. “Yaşam boyu kullanılabilir mekânlar” kavramı, farklı yaş gruplarının ve değişen ihtiyaçların aynı mekânda uzun yıllar boyunca konforla var olabilmesini hedefleyen yeni bir mimarlık anlayışı olarak öne çıkıyor. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, 2050 yılına kadar dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 22’sini 60 yaş ve üzeri bireyler oluşturacak. Bu demografik dönüşüm, konut ve yaşam alanlarının yalnızca bugünün değil, geleceğin ihtiyaçlarına da yanıt verecek şekilde tasarlanmasını zorunlu kılıyor…
Avrupa Birliği ülkelerinde son yıllarda geliştirilen konut projelerinin yüzde 30’undan fazlası, evrensel tasarım ve erişilebilirlik kriterlerini merkeze alan yaklaşımlarla hayata geçiriliyor.
Türk Serbest Mimarlar Derneği Yönetim Kurulu Üyesi ve AURA Design Kurucusu Filiz Cingi Yurdakul, yaşam boyu kullanılabilir mekân anlayışının mimarlıkta sessiz ama kalıcı bir dönüşümü temsil ettiğini vurguluyor: “Yaşam boyu kullanılabilir mekânlar, yalnızca erişilebilirlik odaklı bir tasarım anlayışı değil; insanın yaşam döngüsünü merkeze alan bütüncül bir bakış açısıdır. Dünya genelinde 2050 yılına kadar nüfusun yaklaşık yüzde 22’sinin 60 yaş ve üzeri bireylerden oluşacağı öngörülürken, bugün tasarladığımız mekânların kullanıcının yaşamındaki farklı evrelere uyum sağlayabilmesi büyük önem taşıyor. Avrupa’da geliştirilen yeni konut projelerinin önemli bir bölümünde evrensel tasarım kriterlerinin benimsenmesi, bu yaklaşımın artık bir tercih değil, gereklilik haline geldiğini gösteriyor. Esnek planlama, fonksiyonel çözümler ve zamansız tasarım ilkeleriyle kurgulanan mekânlar, hem kullanıcı memnuniyetini artırıyor hem de uzun vadede sürdürülebilir mimarinin temelini oluşturuyor. Mimarlıkta asıl değer, mekânın yıllar içinde kullanıcıyla birlikte dönüşebilmesinde yatıyor” ifadelerini kullandı.